ODTÜ Çevre Topluluğu'ndan Nehir Tek ve Deniz Çelik, etkinliklerin yasaklanma sürecini ve üniversitede artan baskıları Gezegen'e anlattı. | Fotoğraf: Gezegen

5 Temmuz 2022

Etkinliği yasaklanan ODTÜ Çevre Topluluğu: Rektörlük gayrimeşrû bir gerekçe verdi

Gezegen

Odağına iklim krizi, kuir ekoloji ve ekofeminizm temalarını alan etkinlikleri yasaklanan ODTÜ Çevre Topluluğu üyeleri Nehir Tek ve Deniz Çelik: Rektörlükten, etkinliğe gelecek derneklerin ve konuşmacıların konuyla alakası olmadığını söylediler

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) bir zamanlar Türkiye’nin en canlı, hür kampüslerinden biriydi. Ancak 2014’te Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kampüsteki ağaçları keserek yol inşa etme girişimine karşı gösterilerin bastırılmasıyla başlayan özgürlüklerin daraldığı süreç, daha sonraki yıllarda mezuniyet törenlerinde gökkuşağı bayrağı açan öğrencilerin yargılanmasıyla devam etti. Son olarak, 17 Haziran’da odağına iklim krizi ve ekolojiyi alan bir etkinlik rektörlük tarafından yasaklandı.

“Öğrenciler ve akademisyenlerin üzerinde büyük bir baskı var,” diyor Endüstriyel Tasarım Bölümü 3. yıl öğrencisi Deniz Çelik. Topluluğun bir diğer üyesi, Makine Mühendisliği Bölümü 4. yıl öğrencisi Nehir Tek de ODTÜ’nün yıllardır atanmış bir rektörün idaresinde olduğunu hatırlatıyor. “Kayyumluk söz konusu olunca bir noktada hocaların da yetkisi, ilgisi bitiyor. Onun dışında akademisyenler grubu tarafından gördüğümüz bir destek yok. Boğaziçi’ndeki gibi bir örgütlenme de söz konusu değil ODTÜ’de. Bizim desteklenmemiz bir yana, o direnişi ben ODTÜ’de gördüğümüzü düşünmüyorum.”

Rektör Mustafa Verşan Kök ve idaresi, topluluğun 17 Haziran’da gerçekleştirmeyi planladığı “İklim Krizi, Toplumsal Cinsiyet ve Cinsel Sağlık – Queer Ekoloji ve Ekofeminizm” başlıklı konuşmayı iptal etmişti. Deniz ve Nehir, rektörlüğe bağlı Kültür İşleri makamına iptalin sebebini sorduklarında ise “gelecek derneklerin ve konuşmacıların konularıyla alakası olmadığı” şeklinde bir cevap aldıklarını söylüyorlar.

“Etkinliğin içinde ekofeminizm ve kuir ekolojiden bahsetmek, Onur Ayı olduğu için bu ayın içinde bir etkinlik olmasını istiyorduk,” diyor Deniz. “Gelecek konuşmacıların ve derneklerin etkinliğimizle bir alakası olmadığı gibi gayrimeşrû gerekçe gösterilerek yasaklanmaya çalışıldı. Ama en başta da bahsettiğim gibi bu dernekler aslında tamamen tartışacağımız bir düzlem oluşturacağımız bir etkinlik için gelen konuşmacılardı ve biz bunları bilerek ve özenle seçmiştik.”

“Bürokratik süreç başlatmayı düşünüyoruz”

Nehir ve Deniz’le Ankara’da, Milli Kütüphane’nin çaprazında yer alan Adnan Ötüken Parkı’nda buluşuyoruz. İkisi de güler yüzlü ve samimi, kampüste okudukları bölümlerin yanında yürüttükleri faaliyetlere tutkuyla bağlı. Geçmişi 1982 yılına dayanan ODTÜ Çevre Topluluğu’nda bayrağı devralarak kampüste hem iklim krizi hem de ekoloji ile kesişen toplumsal konular üzerine diğer öğrencileri bilinçlendirmek istiyorlar. Ama bunu yaparken üniversitedeki yasaklarla, rektörler üzerinden uygulanan baskılarla karşılaşıyorlar. Baskılara karşı çıkmaları, olası yaptırımlar ve soruşturmalar nedeniyle geleceğinden kaygı duyan akademisyen ve öğrencilerin çalışmalarından uzak durmalarına neden oluyor ve onları yalnızlaştırıyor.

“Çağırdığımız derneklerin bizce neden uygun olduklarını açıkladığımız ve daha detaylı bir açıklama talep ettiğimiz bir başvuruda bulunmayı düşünüyoruz”

Rektörlüğün yasakladığı etkinliğe davet edilen derneklerden biri LGBTI+ aktivizmi alanında çalışan 17 Mayıs Derneği. Dernek geçtiğimiz sene LGBTI+’lar için bir iklim krizi kılavuzu hazırlamıştı (Gezegen ve Yeşil Gazete ortaklığında 1 Nokta 5 podcast yayınında) bu kılavuza bir bölüm ayırmıştık). Topluluğun etkinlikte yer almasını istediği Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği de toplumsal cinsiyet bakış açısıyla cinsel ve üreme sağlığı alanında çalışmalar yapıyor.

“Rektörlük makamı, kayyumluk makamı tarafından bu tarz kelimeler (LGBTI +, kuir, toplumsal cinsiyet) haz edilmeyen ve mimlenen kelimeler. Bu son etkinlik yasaklanması ilk karşılaştığımız yasak olmadığı için açıkçası hiç şaşırmadık. Ama bu, bu yasağı kabulleneceğimiz anlamına gelmiyor,” diyor Nehir. 2019’da düzenlemeye kalkıştıkları ilk kuir ekoloji etkinliğine Kültür İşleri yine itiraz etmiş. “Bize ‘kuir ne, çevre ile ne alakası var’ gibi kesişimselliğe tamamen ters bir fikirle karşı çıktılar. Aynı zamanda kayyum rektörlüğün, kültür işlerinin ne kadar LGBTİ + fobik olduğunu gördük, zaten önceden de biliyorduk,” diyor Deniz. O dönem yasaklamaya rağmen etkinliklerini gerçekleştirmeyi başarmışlar.

Nehir Tek Makine Mühendisliği Bölümü 4. yıl öğrencisi. Deniz Çelik ise Endüstriyel Tasarım Bölümü’nde okuyor. | Fotoğraf: Gezegen

Nehir, rektörlüğün etkinliklerini yasaklamalarına sessiz kalmayacaklarını ve karara itiraz edeceklerini söylüyor. “Bu süreçte yetkili makamların ‘yasakladık, çevre topluluğu da kabul etti’ gibi düşünmelerini istemeyiz. Bu yüzden bürokratik bir süreç başlatmayı düşünüyoruz,” diyor Nehir. Tüm gezegeni etkileyen iklim krizi dünyanın dört bir yanında akademisyenler, aktivistler hatta edebiyatçılar, şairler tarafından toplumsal cinsiyeti de içeren yaklaşımlarla ele alınırken, Türkiye’de öğrencilerin bu konuları üniversitede tartışacak özgürlüğe sahip olmamalarını kabul etmek istemiyorlar. “Bu yasak gerekçesinin neden haksız olduğunu, bu çağırdığımız derneklerin bizce neden uygun olduklarını açıkladığımız ve daha detaylı bir açıklama talep ettiğimiz bir başvuruda bulunmayı düşünüyoruz.”

Açığa alınan akademisyenler gizli tanık beyanıyla yargılanıyor

Nehir ve Deniz’in söyleşimiz boyunca vurgulamaya çalıştığı üzere, ODTÜ Çevre Topluluğu’nun yasaklanması üniversitede gerek akademisyenlerin gerekse öğrencilerin özgürlüklerinin üzerindeki baskının sonuçlarından biri. Deniz, topluluk üyelerinin açığa alınan iki akademisyen, ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde araştırma görevlisi Sibel Bekiroğlu ile Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde araştırma görevlisi Mehmet Mutlu’nun nöbetine destek verdiğini anlatıyor. Hatta nöbete destek verdikleri için iki öğrenciye rektörlük tarafından soruşturma açıldığını, bir öğrencinin de bursunun kesildiğini söylüyor. “Sibel ve Mehmet hocamızla başlayan bu dalganın büyüyeceğini düşünüyorum ben. Akademisyenler bir sürü konudan şikâyetçiler ama bunun için rektörlük alanında nöbete gelmiyorlar. Biz onların desteğini görmedik,” diyor Deniz.

Sibel Bekiroğlu’nun Gezegen’e yaptığı aktarımda Mehmet Mutlu ile birlikte 10 Eylül 2021’de gözaltına alınmalarıyla birlikte haklarında kovuşturma sürecinin başladığını anlatıyor. Beş gün boyunca TEM’de gözaltında tutulduktan sonra savcının tutuklama talebiyle hâkim karşısına çıktıklarında soruşturmanın gizli tanık beyanı ile ilgili olduğunu öğreniyorlar. “İddianameye bakılırsa bizi tanımadığını da söyleyen bu gizli tanık, eylem yapmak amacıyla okula gelmek isteyen öğrencilere referans olduğumuzu iddia ediyordu,” diyor Bekiroğlu. Hâkimlik akademisyenleri serbest bırakıyor ancak Nisan ayında soruşturma tamamlanarak “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan yargılandıkları birer davaya dönüşüyor. “Henüz ilk duruşmaları bile yapılmamış, içeriğinde elle tutulur hiçbir iddianın bulunmadığı bu davaları, ODTÜ’nün atanmış yönetiminin bizleri uzaklaştırmanın birer dayanağına dönüştürmüş olduklarını görmekteyiz.”

Sekiz yıldır ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak görev yapan Sibel Bekiroğlu (sol önden ikinci) ve on yıldır Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak görev yapan Mehmet Mutlu (sol önden üçüncü), görevlerinden açığa alınmalarının ardından ODTÜ Rektörlük binası önünde nöbet tuttu. | Fotoğraf: Sibel Bekiroğlu’nun arşivinden, özel izinle kullanılmıştır.

ODTÜ Rektörü Mustafa Verşan Kök ilk kez 2016’nın Temmuz ayında, o dönemde yapılan rektörlük seçimlerinde 2. Sırada gelmesine rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanmıştı. Rektörlük seçimlerinin Kanun Hakkında Kararname ile kaldırılmasının ardından, Verşan Kök 2020’nin Ağustos ayında bu kez Erdoğan tarafından doğrudan ikinci kez üniversite rektörlüğünün başına getirildi. Verşan Kök’ün altı yıllık rektörlük döneminde ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne katılan bazı öğrencilere davalar açıldı, mezuniyet töreninde gökkuşağı bayrağı açılması suç sayıldı. Geçtiğimiz sene ise KYK yurdu yapılması planlanan Kavaklık alanında ağaçların kesilmesini protesto eden öğrenciler de yargılandı.

Deniz, Sibel Bekiroğlu ve Mehmet Mutlu’nun açığa alınmalarının arka planında özgürlüklerden yana koydukları tavır olduğunu savunuyor. “Sibel ve Mehmet hoca Onur Yürüyüşü’nde öğrencilere destek verdiler, göz önüne çıkan hocalardı. Öğrencilerle dayanışma halindelerdi,” diyor Deniz. “Hocalar tarafından dışarıdan içeriye insanların sokulduğu söyleniyor ama böyle bir durum yok.” Deniz, Sibel Bekiroğlu’nun Diyarbakır Sur’da yaptığı araştırmaların da rahatsızlık yarattığını düşünüyor. “Sibel hoca ‘kent kırım’ diye yeni oluşan bir kavram üzerine çalışıyor. Bunun için mesela Diyarbakır’da, Sur’da araştırmaları olan hocamız. Özellikle Kürt meselesini gündeme getirdikleri için de ayrıca hedef gösterilen durumları var.”

Bekiroğlu, Gezegen’e yaptığı açıklamada üniversite yönetiminin açığa alınmalarıyla ilgili kendilerine herhangi bir somut gerekçe sunmadığını belirtiyor. “Mehmet ile birlikte geçtiğimiz ay [Haziran 2022] açığa alındığımızı ‘imzasız, tarihsiz, hitapsız’ bir A4 kağıdını elimize tutuşturmaları üzerinden öğrendik. Altına imza atmaya kaçındıkları karardan idari amirimiz konumunda olan Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü’nün ve bölümlerimizin dahi haberi yoktu. Hâlâ bölümlere ulaşmış bir yazı yok,” diyor Bekiroğlu. Israrlı taleplerinin ardından kararın Nisan ayında haklarında açılan davaya istinaden alındığı belirtilen rektör yardımcısı Tülin Gençöz imzalı bir belge sunuluyor. “Fakat burada üniversitenin çalışanı lehine kullanması gereken takdir yetkisinin YÖK ile Emniyet’ten gelen yazılara dayandırılarak es geçildiğini görüyoruz,” diyor Bekiroğlu. “ODTÜ Rektörlüğü açıkça üniversiteyi dışarıdan aldığı talimatlarla ile yönettiğini, yani yönetmediğini söylüyor. Bu durum, akademik özerklik denilen temel prensiplerin bile ihlal edildiği AKP’nin yeni üniversite modelinin örneklerinden biri.”

Bekiroğlu hakkında açılan davanın ilk duruşması Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 18 Temmuz’da saat 15:30’da, Mehmet Mutlu’nun yargılandığı davanın ilk duruşması ise 22 Eylül’de Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 9:15’te görülecek.

“ODTÜ Ormanı ve ODTÜ’nün Dereleri” etkinliği de yasaklanmıştı

Bekiroğlu ve Mutlu rektörlük önünde 20 Haziran’da başlayan nöbetlerini “muhatap alabilecekleri bir özerk yönetim olmadığından” 1 Temmuz’da sonlandırdı. Nöbet yerine eylemlerini barış akademisyenlerinin de konuk olduğu açık derslerle sürdürmeye karar verdiler. Nöbetleri boyunca rektörlükten kimseyle görüşemedikleri gibi, kampüs içinde gördükleri destek de sınırlı kaldı. “İç hizmetler ve güvenlik her zaman oradaydı. Çok kalabalık değildik, hep aynı kitleydik, o yüzden polis gelmiyordu. Bir grup öğrenci gelip gidiyordu,” diyor Deniz. Bu durumu da kampüs içindeki baskıya bağlıyor. “Büyük bir destek yakalayamadık. Soruşturma açılır, okulumdan olurum, finallerim var sorun olur diyen bir kitle var. Öğrenciler korkuyorlar. Korkusunu yenmelerini sağlayacak, onları ve bizi de güçlendirebilecek şey dayanışma ortamı. Ama gelemiyorlar, o yüzden de biz bize kalıyoruz.”

“Bu kampüste yaşıyoruz, Ankara’da yaşıyoruz, Türkiye’de yaşıyoruz. Ve biz bunu dile getirmeye her zaman devam edeceğiz”

Bekiroğlu ise ODTÜ rektörlüğünün geçmişte “ODTÜ Ormanı ve ODTÜ’nün Dereleri” isimli bir etkinliğe bile “ODTÜ’yle ilgili olmadığı” gerekçesiyle izin verilmediğini anlatıyor. “ODTÜ’nün ormanı ve derelerini ODTÜ’yle ilgili bulmayan atanmışlar hem iklim krizinin hem toplumsal cinsiyetin herhangi bir meseleyi kesen temalar olduğunu anlamıyor olabilir. Ama yasağın asıl gerekçesinin bir anlama sorunundan ziyade fobileri olduğu çok açık. Bizler bu yönetim zihniyetinin farklı türde yasaklamaya çalıştığı bilim insanları olarak ODTÜ Çevre Topluluğu’nun yanındayız,” diyor Bekiroğlu.

Üniversite sınavında en yüksek puanları alan öğrencilerin okuduğu bir üniversitede iklim krizinin, ekolojik sorunların, toplumsal cinsiyetin ve LGBTI+ haklarının özgürce konuşulamaması Türkiye’nin sorunlarını katmerleştiren başlıca sebeplerden biri. Bu tablonun yol açtığı gelecek kaygısını ise video kaydı için söz alan Deniz’in içten sesi silkeliyor: “İklim krizi ve onun etkileri bu tarz yasaklamalarına rağmen yine de bizim gündeme her zaman getireceğimiz tartışacağımız konular. Bu konuda her zaman bilinç yaratacağımız bir durum. Bu yadsınamaz bir gerçek. Bu kampüste yaşıyoruz, Ankara’da yaşıyoruz, Türkiye’de yaşıyoruz. Ve biz bunu dile getirmeye her zaman devam edeceğiz.”